Bir “Yol ver” levhasının ortasından gitar sapı uzanıyor; kaldırımdaki yuvarlak bisiklet parkıysa enstrümanın metal gövdesine dönüşüyor. Arlo Sims’in işleri, kent mobilyalarını yalnızca gitara benzetmekle kalmıyor. Sanatçı tel, manyetik ve kablo eklediği bu nesneleri küçük bir amplifikatöre bağlayıp bulundukları yerde çalıyor.

Massachusetts’in Cambridge kentinden gelen müzisyen ve disiplinlerarası sanatçı, Harvard-Berklee programında müzik eğitimi aldı; beyin ve davranış alanında da yan dal yaptı. Çalışmalarındaki deney duygusu bu iki ilginin kesişimine yakın duruyor: Tanıdık bir nesnenin neye benzediğini değil, bedenle ve sesle nasıl başka türlü kullanılabileceğini araştırıyor.
Gitarın biçimini sokak belirliyor
Her yerleştirmede aynı reçete tekrarlanmıyor. Üçgen trafik levhasında sap, levhanın bir kenarını devam ettiriyor. Dairesel bisiklet parkında metal halka, alışılmadık büyüklükte bir gitar gövdesi oluyor. Metro vagonundaki dikey tutamakta ise enstrüman zemine değil, ulaşım aracının kendi iskeletine bağlanıyor.
Bu nedenle ortaya çıkan ses kadar çalma hareketi de değişiyor. Sims, sıradan bir taburenin ayağına sap ve tel eklediğinde bütün mobilyayı kaldırarak çalmak zorunda kalıyor. Esnek bir trafik babasında sapı geriye doğru çektiğindeyse direğin bükülmesi tel gerilimini değiştiriyor ve doğal bir vibrato etkisi yaratıyor. Nesnenin gündelik kullanım için tasarlanmış özelliği, enstrümanın kontrolüne dönüşüyor.

Yerleştirme, performansla tamamlanıyor
İşlerin sokak sanatı tarafı yalnızca açık alanda bulunmalarından gelmiyor. Sims, çevredeki çizgileri, işaretleri ve malzemeleri kompozisyonun parçası olarak okuyor. Beyaz duvardaki pembe okla hizalanan gitar sapı, mevcut çizimi devam ettirirken; ağaç korumasındaki çapraz tahtalar iki sap için hazır bir gövde sunuyor.

Benzer biçimde Street Fighter’ın sokak tabelalarını reklam yüzeyine çevirdiği çalışma da kentin hazır işaretlerinden yararlanıyordu. Sims’in farkı, nesneyi yalnızca okunacak bir görüntü olarak bırakmaması. İzleyici, gitarın gerçekten çalındığını gördüğünde müdahalenin dekor olmadığını anlıyor.
Bu küçük performanslar, şehri bitmiş bir tasarım olarak değil, başka işlevlerin saklı olduğu büyük bir malzeme deposu gibi okuyor. Bir levhanın üçgeni, bir tutamağın yüksekliği ya da bir direğin esnekliği; doğru eklemeyle müzikal bir karara dönüşebiliyor.
Üstelik işlerin geçici ve yerinde icra edilmesi, onları taşınabilir bir heykelden ayırıyor. Enstrüman bulunduğu çevreden söküldüğünde fikrin yarısı kayboluyor; çünkü sesi belirleyen şey, gitar parçası kadar şehrin önceden tasarlanmış biçimi.




