Bir yayın stüdyosu, yalnızca kameranın arkasında kalan dekor değil; programın tonunu, kadrajını ve hareketini birlikte belirleyen aktif bir üretim aracına dönüşüyor. BAB Architects’in Sporcast için tasarladığı iki stüdyo, farklı program türlerine göre değişebilen sahne düzenleri, kamera açıları ve ışık senaryoları üzerine kuruluyor. Proje, toplamda iki ayrı hacmi tek bir görsel kimlik altında toplarken her stüdyoya farklı bir kullanım karakteri veriyor.
Canlı yayın stüdyosu dört ayrı kadraj sunuyor
52 metrekarelik ilk stüdyo, canlı röportaj ve program yayınları için tasarlanmış. Mekân dört kamera açısında dört farklı arka plan üretecek biçimde kurgulanıyor. Böylece aynı hacim, çekimin yönüne göre yeni bir sahne etkisi yaratabiliyor. Bu karar, stüdyonun fiziksel ölçülerini değiştirmeden programların görsel çeşitliliğini artırmayı hedefliyor.
Stüdyoda koltuklu sohbet düzeni, ayakta sunum için kürsü ve masa çevresinde ilerleyen programlar aynı altyapı içinde yer alıyor. Her format, sunucu ile konuk arasındaki mesafeyi ve kameranın hareket alanını farklı biçimde kullanıyor. Tasarım, mobilyaları sabit dekor parçaları olarak değil yayın türüne göre değişen performans araçları olarak ele alıyor.

52 metrekarelik canlı yayın stüdyosu, dört kamera açısı ve farklı program düzenleri için kurgulandı. Fotoğraf: Egemen Karakaya
Dört kamera yönünün her birinde malzeme, ışık ve derinlik ilişkisi yeniden kuruluyor. Geniş açı sahnenin bütününü gösterirken yakın kadrajlarda arka planın kendi kimliğini koruması amaçlanıyor. Bu yaklaşım, aynı günde farklı içeriklerin üretilebildiği bir yayın ortamında dekor değişimine duyulan ihtiyacı azaltan esnek bir görsel sistem oluşturuyor.

Koltuk, ayakta sunum kürsüsü ve masa düzeni aynı stüdyo içinde farklı yayın formatlarına alan açıyor. Fotoğraf: Egemen Karakaya
Ön kayıt stüdyosu iki farklı karaktere ayrılıyor
42 metrekarelik ikinci stüdyo, önceden kaydedilen içerikler için iki ana mekânsal karakter taşıyor. Yarım küre biçimindeki yüzey daha dinamik ve geniş açılı bir sahne oluşturuyor. Dikey metal profillerle kurulan diğer bölüm ise daha sakin ve kontrollü bir arka plan sunuyor. İki bölüm, programın enerjisine göre farklı kamera dili kullanabilmek için birbirinden ayrışıyor.
Değişken arka plan aydınlatması, bu iki karakterin renk ve yoğunluğunu yeniden düzenlemeye olanak veriyor. Işık yalnızca yüzleri görünür kılan teknik bir katman değil; mekânın hangi program için kullanıldığını belirleyen tasarım öğesi olarak çalışıyor. Aynı yüzey, farklı renk sıcaklıkları ve kontrastlarla haber, sohbet ya da daha hareketli içeriklere uyarlanabiliyor.
Yarım küre ile dikey profillerin birlikte kullanılması, tek bir stüdyoda iki farklı ölçek algısı yaratıyor. Eğrisel yüzey kameraya hareket ve derinlik verirken doğrusal metal elemanlar daha düzenli bir çerçeve kuruyor. Yönetmen, programın temposuna göre yalnızca ışığı değil kadrajın mimari karakterini de seçebiliyor; mekân böylece yayının görsel diline doğrudan katılıyor.

42 metrekarelik ön kayıt stüdyosu, dinamik ve sakin iki mekânsal karakteri değişken ışıkla birleştiriyor. Fotoğraf: Egemen Karakaya
Mimari kararlar yayın akışıyla birlikte düşünülüyor
Projenin dikkat çekici yanı, iç mimari ile prodüksiyon ihtiyaçlarını ayrı aşamalar olarak ele almaması. Kamera konumu, sunucu hareketi, oturma düzeni, malzeme yansıması ve ışık senaryosu aynı tasarım sürecinde buluşuyor. Bu bütünlük, izleyicinin ekranda gördüğü kadrajın stüdyo içindeki kullanım biçimiyle doğrudan ilişkili olmasını sağlıyor.
Proje ekibinde İrem Arıbaş, Hüseyin Beş ve Yurdaer Beş yer alıyor. Aydınlatma tasarımı ve ana yüklenicilik de BAB tarafından üstlenilmiş; fotoğraflar Egemen Karakaya imzasını taşıyor. 2026 tarihli çalışma için bültende yayın performansı ya da operasyonel verimlilik sonucu paylaşılmıyor. Buna karşın mekânsal kararların kullanım amacı ayrıntılı biçimde belgeleniyor. Bu nedenle etkisi ölçülemese de tasarımın doğrulanabilir katkısı açık: iki sınırlı hacim, farklı program formatları ve kamera kadrajları için çoğul sahnelere dönüşüyor.




