Bir çocuğun ilk adımı aile içinde anlatılan bir hatıra olabilir. Aynı an sosyal medyaya taşındığında ise başka bir şeye dönüşür: Çocuğun seçmediği, geri alamadığı ve kimlerin göreceğini denetleyemediği ilk kimlik kaydına.
“Sharenting”, İngilizce share ve parenting sözcüklerinin birleşiminden doğan bir kavram. Türkçede “paylaşan ebeveynlik” ya da “paylaşan ana-babalık” diye karşılanıyor. Fotoğraf ve videonun yanı sıra çocuğun sağlık durumu, okul bilgisi, komik sözü, öfke nöbeti, başarı belgesi veya konumu da bu kapsama giriyor. Mesele yalnız yüz göstermek değil; başka bir insanın hayatını onun adına yayımlamak.
Bu yüzden tartışmayı “iyi ebeveyn-kötü ebeveyn” ikiliğine sıkıştırmak kolay, fakat verimsiz. Paylaşımın arkasında çoğu zaman gösterişten önce sevinç, uzak akrabalarla bağ kurma, dayanışma arama ve anı saklama isteği var. UNICEF’in Stacey Steinberg ile hazırladığı rehber de ebeveynliğin teknolojiyle aynı hızda değişmediğini, iyi niyetin riskleri otomatik olarak ortadan kaldırmadığını hatırlatıyor.*1 Asıl soru niyetin temiz olup olmadığı değil; yayımlanan malzemenin kime ait olduğu.
Çocuk daha konuşmadan dijital kimliği konuşuyor
Steinberg’in 2017’de yayımlanan hukuk incelemesi, gerilimi iki hak arasında kuruyor: Ebeveynin kendi hayatını anlatma hakkı ve çocuğun mahremiyetini koruma çıkarı.*2 Çünkü çocuk, ilk e-posta adresini almadan veya ilk sosyal medya hesabını açmadan yıllar önce arama sonuçlarında, aile albümlerinde ve platform arşivlerinde tanımlanabiliyor.
Bu arşiv yalnız geçmişi kaydetmiyor; gelecekteki benliği de çerçeveliyor. Altı yaşında ağlarken çekilmiş bir video, ebeveyn için sevimli bir anı; on altı yaşındaki çocuk için arkadaşlarının önünde istemediği bir temsil olabilir. Doğum günü, okul forması ve mahalle parkı gibi ayrı ayrı önemsiz görünen ayrıntılar birleştiğinde kimlik, rutin ve konum hakkında beklenenden daha açık bir harita çıkarabilir.
Buradaki fark, aile albümünün dijitalleşmesi değil. Eski albümün bir evi, sınırlı izleyicisi ve fiziksel eşiği vardı. Platformdaki paylaşım ise kopyalanabilir, aranabilir, bağlamından koparılabilir ve yeni sistemlerce işlenebilir. Dijital miras tartışmasında hesapların bizden sonra kime kaldığını soruyoruz; sharenting bu soruyu daha erken bir yere taşıyor: Bir hesap açılmadan önce oluşan miras kime ait?
Paylaşma alışkanlığı, risk hesabından daha güçlü olabilir
ABD’de küçük çocuk sahibi 493 ebeveynle yapılan bir ACM araştırması, sosyal medyada etkin ebeveynlerin çoğunun çocuk fotoğrafları paylaştığını ve bunu çocuğun izni olmadan yapmakta rahat hissettiğini gösterdi. Paylaşım sıklığının en güçlü belirleyicisi, ebeveynin genel paylaşım sıklığıydı.*3 Başka bir deyişle çocuk içeriği her zaman ayrı bir mahremiyet kararı olarak ele alınmıyor; gündelik akışın doğal uzantısı sayılıyor.
Bu bulgu önemli, çünkü riski yalnız bilgisizlikle açıklamıyor. İnsan bir tehlikeyi teoride biliyor, fakat paylaş düğmesine geldiğinde alışkanlık, çevrenin normu ve anlık ödül daha hızlı çalışıyor. Beğeni, yakınlardan gelen yorumlar ve “anı kaybetmeme” duygusu paylaşımı sıradanlaştırıyor. Fotoğrafın öznesi çocuk olsa da hesabın sahibi yetişkin olduğu için platformun arayüzü de kararı yetişkinin tek başına verebileceği izlenimini pekiştiriyor.
Yüzü emojilerle kapatmak bu nedenle yararlı olsa bile tek başına çözüm değil. Çocuğun adı, doğum tarihi, sağlık bilgisi, okul logosu veya düzenli gidilen yer görünüyorsa fotoğrafın anonimliği zayıflıyor. Mahremiyet, yalnız yüzün tanınmaması değil; bir insanın hangi bilgilerle, hangi bağlamda ve hangi izleyiciye sunulacağı üzerinde söz sahibi olabilmesi.
Rıza tek seferlik bir evet değildir
Çocukların görüşü yaşla birlikte daha açık hâle geliyor. Frontiers in Education’da yayımlanan ve 10 aileden 30 kişiyle yapılan görüşmelere dayanan çalışma, ergenlerin dört sınırı öne çıkardığını aktarıyor: Utandırıcı ve fazla kişisel şeylerin paylaşılmaması, paylaşımın aşırıya kaçmaması ve kendilerinden izin alınması.*4 Ebeveynler çoğu zaman “gerçek ve mutlu aile” görüntüsünü önemserken gençler kıyafet, poz ve akranlarının onları nasıl göreceği üzerinde daha fazla denetim istiyor.
Bu karşıtlık basit bir kuşak çatışması değil; aynı görüntünün iki kişiye birden ait olması. Ebeveyn kadrajın üreticisi olabilir, fakat çocuğun bedeni, duygusu ve itibarı o kadrajın hammaddesi değildir. “Sana sorup paylaşmıştım” cümlesi de her durumda yeterli sayılmaz. Dört yaşındaki bir çocuk görünürlüğün süresini ve kapsamını kavrayamaz; on dört yaşındaki bir genç ise dün verdiği onayı bugün geri çekmek isteyebilir. Rıza, yaşa ve olgunluğa göre yeniden konuşulması gereken bir süreçtir.
Yapay zekâ eski fotoğrafı yeni ham maddeye çeviriyor
Sharenting tartışmasının tonu üretken yapay zekâyla sertleşti. Fransa’nın veri koruma otoritesi CNIL, çocuk fotoğraflarının sahte hesaplarda, zararlı ağlarda veya yapay zekâyla üretilen sahte görüntülerde kullanılabileceğini belirtiyor. Kurumun 2025 tarihli rehberinde, anne ve babasının yayımladığı fotoğraf, video ve ses kayıtlarını kaldırtmak için kendilerine başvuran bir çocuğun gerçek vakasına da yer veriliyor.*5
Deutsche Telekom’un 2023’te yayımladığı “A Message from Ella” filmi bu riski tek bir görsel fikre çevirdi. Dokuz yaşındaki bir oyuncunun görüntüsü yapay zekâyla yaşlandırıldı; yetişkin Ella, geleceğinden seslenerek anne ve babasına paylaştıkları çocukluk fotoğraflarının neler doğurabileceğini anlattı.*6 Film, yapay zekâyı yalnız korku nesnesi yapmadı; teknolojinin kendisini uyarının anlatım aracına dönüştürdü.
CNIL ile İrlanda Veri Koruma Komisyonu’nun 2025’te ortak hazırladığı “Think Before You Post” çalışması ise konuyu tek bir marka anından çıkarıp kamusal bir davranış meselesine taşıdı. İki iletişim vakasının ortak noktası, ebeveyne “hiç paylaşma” buyruğu vermekten çok paylaşımın geri dönüşsüzlüğünü görünür kılması. Gençlerin sosyal medya güvenliğinde olduğu gibi sorumluluk yalnız aileye bırakılamaz; platform tasarımı, varsayılan görünürlük ayarları ve kolay silme yolları da davranışın parçasıdır.
Fransa, aile albümünü görüntü hakkı meselesi saydı
Fransa’nın 19 Şubat 2024 tarihli yasası bu kültürel tartışmayı somut bir hak çerçevesine taşıdı. Düzenleme, ebeveynlerin çocuğun görüntü hakkını birlikte korumasını ve yaşına, olgunluğuna göre çocuğu karar sürecine katmasını öngörüyor. Anne ve baba anlaşamazsa hâkim, bir ebeveynin diğerinin izni olmadan çocukla ilgili içerik yayımlamasını yasaklayabiliyor; paylaşım çocuğun onuruna veya manevi bütünlüğüne ağır zarar veriyorsa daha güçlü müdahale yolları da açılıyor.*7
Bu yasa her ülkeye doğrudan taşınacak hazır bir reçete değil. Yine de önemli bir eşik koyuyor: Çocuğun görüntüsü, ebeveynin sınırsızca tasarruf edebileceği aile malı değil. Hukuk burada teknolojiden önce yetişmeye çalışmıyor yalnızca; aile içindeki güç farkını da tanıyor.
Markalar için görünür çocuk, görünmez sorumluluk
Konu aile hesaplarıyla sınırlı değil. Ebeveyn influencer’larla çalışan markalar, çocuklu içerikleri yüksek etkileşimli ve “doğal” bulabilir. Fakat ticari iş birliği devreye girdiğinde çocuğun gündelik hayatı yalnız paylaşılmış değil, paraya çevrilmiş olur. Onay formu, yasal açıdan gerekli olsa bile editoryal soruyu tek başına yanıtlamaz: Çocuğun mahremiyeti kampanya fikrinin maliyeti hâline geliyor mu?
Bir marka için asgari kontrol listesi bu nedenle medya metriğinden önce gelmeli:
İçerik çocuk olmadan da aynı fikri taşıyabiliyor mu?
Çocuğun adı, okulu, konumu veya sağlık bilgisi gereksiz yere açılıyor mu?
Görüntü ileride utandırıcı, damgalayıcı ya da manipüle edilebilir mi?
Yaşa uygun onay alındı mı ve çocuk sonradan fikrini değiştirebilir mi?
Kampanya bittiğinde içerik, kopyalar ve yeniden kullanım hakları nasıl yönetilecek?
Bu sorular yaratıcı işi tatsızlaştırmaz. Tam tersine, yetişkinin erişimini çocuğun hakkından daha değerli sayan kolay fikri eler. Çocuğu hikâyenin duygusal kestirmesi yapmak yerine, mahremiyetini tasarım ölçütüne dönüştürür.
Paylaşmak ile yayımlamak arasındaki fark
Aile hatırasından vazgeçmek gerekmiyor; hatıranın izleyicisini seçmek gerekiyor. Kapalı mesaj grupları, sınırlı albümler ve çevrimdışı arşivler de kusursuz güvenlik sunmaz, fakat herkese açık bir akıştan farklı bir ölçek kurar. Yayımlamadan önce yüz kadar bağlamı da kontrol etmek; konumu, okul işaretini ve rutin bilgisini ayıklamak; yaşı uygunsa çocuğa sormak ve “hayır” cevabını pazarlık konusu yapmamak bu ölçeği küçültür.
Sharenting bize tuhaf bir zaman farkını gösteriyor: Yetişkin bugünün sevincini paylaşırken çocuk yarının arama sonucuyla yaşayacak. Fotoğrafı çekenin kim olduğu belli; asıl belirsizlik, hikâyeyi anlatma hakkının kimde kaldığı. Bazen iyi bir dijital hatıranın en güçlü özelliği görünür olması değil, ait olduğu kişiye geri verilebilmesidir.
Kaynaklar
UNICEF Türkiye — Paylaşan ana-babalık (“sharenting”) hakkında bilmeniz gerekenler, 25 Haziran 2024.
Stacey B. Steinberg — Sharenting: Children’s Privacy in the Age of Social Media, Emory Law Journal, 2017.
Amon, Kartvelishvili, Bertenthal, Hugenberg ve Kapadia — Sharenting and Children’s Privacy in the United States, Proceedings of the ACM on Human-Computer Interaction, 2022.
Verswijvel ve Walrave — The Limits of Sharenting, Frontiers in Education, 2022.
CNIL — Sharing photos and videos of your child on social networks: what risks, 28 Kasım 2025.
Deutsche Telekom — “ShareWithCare”: A Message from Ella, 3 Temmuz 2023.
Légifrance — 19 Şubat 2024 tarihli, çocukların görüntü hakkını korumayı amaçlayan 2024-120 sayılı yasa, 19 Şubat 2024.




