Asansör gelene kadar geçen kırk saniye, eskiden yalnızca beklemekti. Kasada sıranın ilerlememesi, bir arkadaşın gecikmesi, otobüsün iki durak uzakta görünmesi: Bunların her biri küçük ve amaçsız aralıklardı. Şimdi elimiz çoğu zaman düşünceden önce telefona gidiyor. O aralık boş kalmıyor; haber, mesaj, video ve ürün önerisiyle hemen dolduruluyor.

Buradan kolay bir “telefonlar bizi bozdu” hikâyesi çıkarmak mümkün. Fakat asıl mesele ekrana ne kadar baktığımızdan biraz daha incelikli. Telefon, can sıkıntısını ortadan kaldırmıyor; onu yönetme biçimimizi değiştiriyor. Sıkıntının ilk işaretinde başka bir içeriğe geçebildiğimiz için hiçbir şeyin içinde kalmak zorunda değiliz. Ne var ki bu kaçışın kendisi, kaçtığımız duyguyu büyütebiliyor.

Can sıkıntısından kaçarken ona yakalanmak

Katy Tam ve Michael Inzlicht’in 2024’te yayımlanan araştırması bu paradoksu yedi deney ve toplam 1.223 katılımcıyla inceledi. Araştırmacılar, videolar arasında geçme ya da videoyu ileri sarma davranışını “dijital geçiş” olarak tanımladı. Katılımcılar sıkıldıklarında daha çok geçiş yaptı ve geçiş yapmanın sıkıntıyı azaltacağını düşündü. Deneylerde ise videolar arasında veya aynı videonun içinde atlamak, bazı koşullarda daha fazla can sıkıntısı; daha az dikkat, tatmin ve anlam duygusu yarattı.*1

Sonuç, her içerik değiştirmenin zararlı olduğu ya da tek videoyu sonuna kadar izlemenin ahlaki bir erdem sayılması gerektiği anlamına gelmiyor. Çalışmanın çevrimiçi makaleler ve üniversite dışı örneklemlerdeki bulguları daha az kesin. Araştırmacılar da genellemelerin sınırını açıkça belirtiyor. Yine de video deneylerinin gösterdiği döngü önemli: Sıkıldığımız için geçiyoruz; geçtiğimiz için içeriğe yerleşemiyor, yerleşemediğimiz için daha çabuk sıkılıyoruz.

Burada eksilen yalnız dikkat süresi değil, deneyimin ağırlığı. Bir içeriğin anlamlı hale gelmesi için ona başlangıçtaki cazibesini kaybettiği anda da biraz zaman vermek gerekir. Sürekli geçiş ise her an önümüzde daha iyi bir seçenek bulunduğu hissini canlı tutar. İçerik artık kendi değeriyle değil, henüz açmadığımız yüzlerce ihtimalle yarışır.

Dört buçuk saat tek parça değil

Ofcom’un 2025 Online Nation raporuna göre Birleşik Krallık’ta 16 yaş üzeri yetişkinler kişisel cihazlarında günde ortalama dört saat otuz dakika çevrimiçi kalıyor; 18–24 yaş grubunda bu süre altı saat yirmi dakikaya çıkıyor. Çevrimiçi zamanın büyük bölümü akıllı telefonda geçiyor ve yetişkinler ayda ortalama 41 uygulama kullanıyor.*2 Bu veriler Birleşik Krallık’a ait; dünyanın tamamını temsil etmiyor. Yine de meseleye yalnız “çok ekran” diye bakmanın neden yetersiz kaldığını gösteriyor.

Dört buçuk saat tek, kesintisiz bir oturum değil. Günün içine serpilmiş yüzlerce küçük dönüşten oluşuyor: mesajdan videoya, videodan haritaya, haritadan alışverişe, sonra yeniden mesaja. Telefon boş zamanımızı işgal eden ayrı bir yer olmaktan çıkıp bütün boşluklara sızan bir geçiş kapısına dönüşüyor.

Cinfikirli’de daha önce ekran süresinin neden yalnızca kişisel bir ayar değil, ürün tasarımı meselesi olduğunu ele almıştık. Can sıkıntısı da benzer bir sorumluluk paylaşımı gerektiriyor. Kullanıcı telefonu eline alıyor; fakat sonsuz akış, otomatik oynatma ve bitmeyen öneri sırası, o eli içeride tutmak üzere tasarlanıyor. Dikkat ekonomisi yalnız uzun oturumları değil, iki faaliyet arasındaki kırk saniyeyi de gelire çeviriyor.

Sıkıntı bir arıza değil, bir işaret

Can sıkıntısını romantikleştirmek de onu tümüyle yok edilmesi gereken bir sorun saymak kadar yanıltıcı. Bilişsel bilim literatüründe sıkıntı; dikkat, anlam ve eylem arasında bir uyumsuzluğa işaret eden öz düzenleme sinyali olarak ele alınıyor. Fakat bu sinyal her zaman yaratıcılığa veya iyi bir karara götürmüyor. Uzun süren ve sık tekrarlanan sıkıntı, zararlı davranışlara da itebiliyor.*3

Değerli olan sıkılmak değil, sıkıntının işaret ettiği şeyi anlayabilmek. Yapılan iş fazla mı kolay, gereğinden mi zor, yoksa anlamsız mı geliyor? Dinlenmeye mi, değişikliğe mi, ilişkiye mi ihtiyaç var? Telefon bu soruların hiçbirine cevap vermeden hissin sesini kısa süreliğine kısabiliyor.

Tam ve Inzlicht’in daha geniş değerlendirmesi, dijital medyanın dikkati bölme, beklenen uyarılma düzeyini yükseltme, anlam duygusunu zayıflatma ve sürekli başka seçeneklerin fırsat maliyetini hatırlatma yoluyla can sıkıntısını artırabileceğini öne sürüyor.*4 Bu bir teknoloji karşıtlığı değil; aracın rahatlatıcı işlevi ile alışkanlığın kendi kendini besleyen tarafını ayırma girişimi.

Markalar sıkıcı telefonu keşfedince

Bu kültürel gerilim, 2024’te tuşlu telefonu yeniden pazarlama fikrine dönüştü. Heineken, Bodega ve HMD işbirliğiyle üretilen “Boring Phone”; internete, sosyal medyaya ve indirilebilir uygulamalara erişimi olmayan sınırlı sayıda bir kapaklı telefondu. Ürün, Milano Tasarım Haftası’nda “telefonda daha az, sosyal hayatta daha çok” fikriyle tanıtıldı. Heineken’in 4.000 kişiyle yaptırdığı araştırmada katılımcıların yüzde 90’ı dışarı çıktıkları gecelerde alışkanlıkla telefon kaydırdığını söyledi.*5

Vaka zekice bir gerilime yaslanıyor: Bir bira markası, ürünü anlatmak yerine telefonun ilgisizliğini tasarlıyor. “Sıkıcı” kelimesi kusur olmaktan çıkıp sosyal bir lükse dönüşüyor. Telefon dikkat çekmediği için değer kazanıyor; yine de şeffaf gövdesi, holografik çıkartmaları ve sınırlı üretimiyle görünür bir kültür nesnesi olarak kalıyor. Dikkat dağıtmayan cihazın kendisi dikkat çekici bir marka içeriğine dönüşüyor.

Aynı yıl HMD ve Mattel, arama ve mesajlaşmayı koruyup sosyal medya uygulamalarını dışarıda bırakan Barbie Phone’u piyasaya çıkardı. Ürün dijital molayı pembe kapaklar, boncuklu askı ve nostaljik arayüzle paketledi.*6 Boring Phone sıkıcılığı toplumsal yakınlıkla, Barbie Phone ise kişisel stil ve nostaljiyle satıyordu. İkisinde de vazgeçiş sade bir yoksunluk olarak değil, seçilebilir bir kimlik olarak sunuldu.

Bu örnekler talebin gerçek olmadığını göstermiyor. Tersine, bağlantıdan yorulmanın pazarlanabilir kadar yaygın bir arzuya dönüştüğünü gösteriyor. Sosyal medya yorgunluğu içerik üretenler için nasıl bir çalışma koşuluysa, izleyenler için de boş kalamamanın gündelik maliyeti var. Fakat çözüm yeniden bir cihaz satın almaya bağlandığında, dikkat ekonomisi karşıtını da kolayca ürünleştirebiliyor.

Boşluk geri satın alınabilir mi?

Dumbphone eğiliminin cazibesi, iradeyi tasarıma devretmesinde. Sosyal medya uygulaması yoksa açmamak için karar vermek gerekmiyor. Bu, kısıtın rahatlatıcı tarafı. Öte yandan iki telefon taşımak, hafta sonu cihazı almak veya dijital detoksu bir aksesuarla göstermek herkes için erişilebilir ya da kalıcı bir çözüm değil. Üstelik iş, ulaşım, bankacılık ve yakınlarla haberleşme aynı cihazda toplandığı için “telefonu bırak” önerisi gündelik hayatın altyapısını görmezden gelebiliyor.

Daha gerçekçi soru, telefonsuz bir hayatın mümkün olup olmadığı değil; her aralığın neden içerikle doldurulması gerektiği. Bir videoyu sonuna kadar izlemek, sırada beklerken hiçbir şey açmamak, yürürken kulaklığı çıkarmak büyük bir arınma vaadi taşımıyor. Bunlar yalnız geçişin otomatikliğini görünür kılan küçük sürtünmeler.

Yapay zekâ arkadaşlığında gördüğümüz gibi, dijital ürünler çoğu zaman rahatsız edici bir duyguyu yok etmekten çok onunla temas biçimimizi değiştiriyor. Yalnızlıkta her an yanıt veren bir sohbet botu, sıkıntıda her an yeni bir içerik var. Kolay erişim duyguyu susturabilir; ama ihtiyacın ne olduğunu söylemez.

Bir sonraki içerik her zaman daha iyi görünür

Telefonun bize sunduğu temel vaat eğlence değil, seçeneğin tükenmemesi. Bir içerik yavaşladığında yenisi hazır; bir sohbet durduğunda başka bildirim var. Bu bolluk, deneyimi zenginleştirmek kadar onu inceltebilir. Çünkü önümüzdeki şeyle kurduğumuz bağ, arkadaki sonsuz sıranın gölgesinde kalır.

Can sıkıntısı bu yüzden çağımızdan silinmedi. Yalnız biçim değiştirdi: Artık içeriksizlikten değil, içeriklerin birbirine değmeden akmasından da doğabiliyor. Boş anı doldurduk, fakat doluluğun içinde kalmayı zorlaştırdık. Belki geri alınması gereken şey uzun saatler süren amaçsızlık değil; ilk huzursuzlukta kaçmadan önce geçen o birkaç saniye. Çünkü bazen sıkıntının karşıtı daha fazla uyarılma değil, bir şeye yeterince uzun süre dikkat etmektir.

Kaynaklar

  1. Tam ve Inzlicht — Fast-Forward to Boredom: How Switching Behavior on Digital Media Makes People More Bored, Journal of Experimental Psychology: General, 2024.

  2. Ofcom — Online Nation 2025, 2025.

  3. Westgate ve diğerleri — In Search of Boredom: Beyond a Functional Account, Trends in Cognitive Sciences, 2023.

  4. Tam ve Inzlicht — People Are Increasingly Bored in Our Digital Age, Communications Psychology, 2024.

  5. HMD — Heineken & Bodega Launch the No-Frills Boring Phone, 2024.

  6. HMD — Unplug and Play: Barbie Flip Phone, 2024.