İstanbul’u tek bir siluet, köprü ya da martıyla anlatmak kolay; şehrin aynı anda taşıdığı hareketi, kalabalığı ve duyguyu tek yüzeyde buluşturmak daha zor. 14. Boğaziçi Film Festivali’nin Fatma Betül Okuyucu imzalı yeni afişi, bu zorluğu katmanlı kolaj tekniğiyle ele alıyor. Farklı dokular, görsel parçalar, renk alanları ve el yazısı izleri merkezden genişleyen bir kompozisyonda birleşiyor.

Şehir tek simge yerine parçalarla anlatılıyor

Afişin çıkış noktası İstanbul’un hareketi, enerjisi ve insanı kapsayan yapısı. Tasarım, şehri tek bir anıta indirgemek yerine farklı parçaların yan yana geldiği bir sistem kuruyor. Bu yaklaşım, festival programındaki filmlerin ayrı hikâyelerden oluşmasına rağmen ortak bir sinema deneyiminde buluşmasıyla da paralellik taşıyor.

14. Boğaziçi Film Festivali için tasarlanan katmanlı kolaj afişi

Fatma Betül Okuyucu imzalı afiş, İstanbul ile sinema dünyasını farklı doku ve görsel parçalar üzerinden bir araya getiriyor. Görsel: Boğaziçi Film Festivali

Kolajın katmanları, izleyicinin bakışını yüzey üzerinde dolaştırıyor. Bir parça diğerinin önüne geçerken bazı izler geride kalıyor; şehirde karşılaşılan görüntülerin üst üste birikmesine benzer bir ritim oluşuyor. Kompozisyonun merkezden dışarı doğru yayılması, festivalin bir buluşma noktasından kente açılan enerjisini görselleştiriyor.

Fatma Betül Okuyucu, tasarım sürecini İstanbul’un canlı hali ile festival enerjisinin birbirini beslediği bir ilişki üzerinden açıklıyor. Afişteki dokular ve görsel parçalar bu nedenle yalnızca dekoratif unsur değil; kentin düzensiz ama canlı hafızasını taşıyan katmanlar olarak kullanılıyor. El yazısı hissi veren izler de mekanik düzeni kırarak daha kişisel bir temas kuruyor.

Festival kimliği hareket duygusuna yaslanıyor

8–15 Kasım tarihleri arasında düzenlenecek festivalin afişi, etkinlik başlamadan önce kurulan ilk görsel temaslardan biri. Program henüz izleyiciyle buluşmadan, tasarım festivalin nasıl bir şehir ve sinema ilişkisi kuracağını hissettiriyor. Renklerin ve parçaların hareketli yapısı, durağan bir duyuru yüzeyini enerji taşıyan bir davete dönüştürüyor.

Afişin iletişim gücü, İstanbul ve sinema kavramlarını ayrı ayrı simgeleştirmek yerine aynı görsel mantıkta eritebilmesinde yatıyor. Film şeridini hatırlatan bölümler ile kentsel dokular birbirinin üzerine yerleşirken iki alan arasında hiyerarşi kurulmamış oluyor. Şehir filmlere yalnızca ev sahipliği yapmıyor; festivalin görsel dilini kuran aktif bir bileşene dönüşüyor.

Tasarım afişten geniş bir sisteme açılabilir

Katmanlı yapı, afişin farklı dijital ve fiziksel yüzeylere uyarlanmasına da elverişli. Parçalar ayrı sosyal medya içeriklerine, hareketli grafiklere ya da mekân uygulamalarına dönüşebilir. Bültende bu uzantılar ayrıntılandırılmadığı için uygulama kapsamını kesinleştirmek mümkün değil; ancak seçilen görsel dil, tek bir dikey afişten daha geniş bir kimlik sistemi üretme potansiyeli taşıyor.

Tasarımın merkezden dışarı yayılması, izleyicinin gözünü tek bir odakta sabitlemek yerine kompozisyon boyunca hareket ettiriyor. Bu yönlendirme biçimi festival deneyimine de denk düşüyor: seyirci tek bir filmle yetinmek yerine programdaki farklı sesler arasında dolaşıyor. Afiş, bu çoğul yolculuğu doğrudan anlatmadan görsel ritim aracılığıyla hissettiriyor.

T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğünün desteği ve Boğaziçi Kültür Sanat Vakfının organizasyonuyla düzenlenen festival, 14. yılında İstanbul’un çok katmanlı yapısını merkezine alıyor. Yeni afiş, şehri steril bir kartpostal görüntüsüne dönüştürmek yerine farklı izlerin birlikte oluşturduğu canlı bir bütün olarak ele alıyor. Festivalin sinemayla kurduğu bağ da bu çoğulluk içinde görünür hale geliyor. Tasarım, etkinliğin şehirle kurduğu ilişkiyi program öncesinde görünür kılıyor. Parçaların ortak yüzeyde buluşması, festivalin farklı filmler arasında kurduğu diyaloğu da sade biçimde simgeliyor. Bu çoğulluk afişin ana ritmini belirliyor.